Sürükleyici okuma
Melek Bile Olsam Şeytanlardan Yanayım
Sürükleyici okuma
Niye Ayaz'ın evine gidiyordum bizimkilerle buluşmak için. Ayaz hastaneden çıkalı çok olmuştu. Ama hâlâ belli belirsiz bazı yerlerinde yaralar vardı. Yürürken bir an kafama takıldı adını bile bilmiyordum motorcu çocuğun. Geçmişte bir iki kere kavga etmiş de olsak Ayaz bana ihanet edecek biri değildi asla. Peki o çocuk bunu nereden bilebilirdi? Beni tanımıyordu. Hakkımda bu kadar büyük bir şeyi nerden bilecekti ki? Motorun artçı koltuğundaki kanat geldi aklıma. Melek kanadı ne anlama geliyordu ki? Ya da yanındaki rasgele sayılar? Gözümde canlandırmaya çalıştım. Ama olmadı. Tam o anda bir fren sesi ve o sayılar gözümün önünde. 280625. Kafamı kaldırıp bağırdım ne olduğunu bile düşünmeden. "Önüne baksana yavşak. Motorcu olman önüne gelen herkesin önüne kırma izni mi veriyor sana?" Kaskı çıkarıp derin bir nefes alıp verdi. "Ben de seni çok özlemişim. " Dedi sırıtarak. "Gideceğin yere götüreyim mi?" Diyerek devam etti gülmeye. Motorun arka tekerine tekme atıp cevap verdim. "İstemez. Arkadaşıma zarar veren biriyle işim yok. Ayrıca güzelliğim seni ilgilendirmez." Dedim inat yapar gibi.
"İyi de güzellik dedim. Güzelim demedim ki. Ama istersen diyebilirim Güze..."
"Kes lan yavşak. Kimsenin güzeli değilim olmayacağım da." Dedim küçümseyen başlıklar atıp. "Olacaksın." Dedi gülerek.
"Olmayacağım!" Diye bağırdım bu defa.
"Ne dersen de olacaksın." Deyip güldü ve parmağını burnumun ucuna dokundurdu.
Oflayıp çocuğu ittim ve yürümeye devam ettim. Arkamda bağırdığını duyuyordum. "Olacaksın prenses kandırma kendini!" Güldüğünü hissediyordum resmen o cümleden sonra. Boynumda asılı duran kulaklığı alıp kafama taktım. Şarkı açmak istiyordum bir an önce arkadan gelen sesini duymamak adına. Çünkü konuşma biraz daha uzarsa Ayaz'ı kötüleyeceğini biliyordum.
Karıştırma düğmesine bastığımda denk gelen şarkıya eşlik ederek ilerlemeye başladım.
"Yine yaz bitti. Biz göremeden güneşi.."
Bir anda telefonun çalması ve Oğuzhan'ın bağırması ile irkildim.
"Sevdirdin kendini bana sormaaaa!"
Ekrana baktığımda gördüğüm tek yazı ise
'Anakraliçe' idi. Göz devirerek telefonu açtım.
"Efendim Anakraliçem?" Dedim sakince.
"Nerdesin sen niye? Baban çok sinirli ışıklar yanalı çok oldu." Dedi telaşla.
"Ya anne kaç yaşına geldim. Hem zaten Ayazlara gidiyorum. Sanki bilmediğin biri." Dedim sitem edercesine.
"Ben anlamam eve gel hemen." Diye kızdı.
"He anne he geliyorum." Deyip yüzüne kapattığım gibi Ayazlara doğru yürümeye devam ettim.
Kapıya vardığımda hiçbir şey olmamış gibi davranmak için derin bir nefes aldım. Kulaklığımı çıkarıp boynuma astım tekrar. Gözlerim doluydu hâlâ ama yanaklarımı silip Zile bastım. Ayaz kapıyı açtı. "Ne oldu Davşanım? İyi misin?" Diye endişeyle.
"İyiyim Ayaz sadece araba geçti yanımdan." Dedim gülmeye çalışarak. "Çok mu toz yaptı, gözlerin kıpkırmızı?" Endişesi devam ediyordu. Ama içtenlikle gülerek kafamı hayır anlamında salladım. Toza alerjim olduğunu aklında tutmuştu bunca yıl. " Teşekkür ederim Gamzelim." Deyip boynuna sarıldım bir anda. Hiç beklemeden sarılmama karşılık verdi elleriyle belimi sararak. Hâlâ boynumda asılı olan kulaklığın düğmesine yanlışlıkla çarpmış olacağım ki Oğuzhan tekrar bağırmaya başladı.
"Artık, gitsem diyorum..." Şarkının tınısından enerjisi düşük bir şey olduğu anlaşılıyordu. "Emin misin bir şeyin olmadığına? Bak bir şeyin varsa da söylemiyorsan..." Derken sözünü kesip lafa atladım. "İçeri geçince anlatayım mı?" Diyerek baktım masumca gözlerine. " Tabi Davşanım. Ne demek?" Diye beni içeri aldı. Şarkıyı kapatıp içeri geçtim. Bizimkiler çoktan oradaydı bile. " Ooo, başkan sonunda gelebilmişsi.." sözü yarıda kalan Ege aniden devam etti endişeyle. " Kim ne yaptı? Sıçalım ağzına."
Bu sefer Can atladı araya. " Ağladın dimi? Bak hiç yalan söyleme. Kim yaptı?" diyerek yanıma gelip gözlerimin altını sildi. "Kimse benim kız kardeşime dokunamaz lan! " Diye bağırarak çıkıştı Gürkan o esnada.
"Bir sakin olun anlatacağım." Deyip koltukta bir yere bağdaş kurdum. Etrafıma oturup merakla beni dinlemeye başladılar.
"Ya bu aralar bizimkilerle aramız çok bozuk. Babamın başka biriyle görüştüğünden şüpheleniyoruz. Sürekli sıkıştırıp duruyorum anlattırmak için. Ben sıkıştırdıkça da hatalı olduğunu bildiği için bana bağırıp duruyor. İşte babam da." Kafamı eğdim aşağıya ağlamam görünmesin diye. " Yani şimdi baban anneni mi?" Diye sorup devamını getiremedi Ege. Kafamı salladım onaylamak için sadece. Gözyaşlarımı tutamayınca hepsi birden sarıldı kocaman. "Peki bizim ailemiz? O hiç dağılmayacak değil mi?" Diye sordum kafamı kaldırıp. Ayaz hep yaptığı gibi kafama vurdu küçücük. " Saçmalama Davşan. Bizim ailemiz asla dağılmaz. Hem sen ne ağlıyorsun o şarkılar ne? Deyip bir tane daha vurdu.
"Yaa, acıdı ama." Deyip kafamı ovuşturarak gülmeye başladım. Herkes birden gülmeme karşılık verdi. "Bak sana asıl şarkı neymiş dinleteyim." Deyip bir şarkı açtı Ayaz.
" Aramak laneti rap. Methüsana sabaha kır boyu yıkanır; tuzak nehirler.." diye şarkıya girdi biri. Dinlemeye devam ettim sözleri anlamaya çalışarak. Çünkü şarkıları müziğe değil sözlerine göre dinleyen biriydim.
"İnan şeytandan yapılmışım da meleklerden yanayım." Dediği an adam durup cevap verdim kafamı hayır anlamında sallayarak .
"İnan Melek bile olsam şeytanlardan yanayım." Ve güldüm. Herkes bana döndü ne alaka der gibi. " Ya ne zamandır bizim Burak 'Ben Lucifer'ım' diye geziyor ortalıkta ondan dedim." Dediğimde herkes birden "heee..." Deyip güldüler. "Sahi Burak nerde?" Dedim birden merakla. "Ben o son olaydan sonra onu yanımıza pek çağırmıyorum. Zaten o da motorcularla takılıyor." Diyerek cevap verdi Ayaz soruma.
Aradan birkaç saat geçince. "Evlere dağılım artık!" Dedi Ege. Hepimiz birden ayaklandık.
"Bekle Davşanım. Ben bırakıcam seni her zamanki gibi." Deyip gülümsedi Ayaz. Kafamı salladım. Gülümseyerek koluna girdim."
Daha ben eve gireli on dakika bile olmamıştı ki bir bağırışma duydum. " Ya kimsenin yanına gitmiyorum nerden uyduruyorsun bunları? O aptal kızın sokuyor dimi aklına hepsini?" Diye bağırıyordu babam anneme.
Saate baktım. Gece olmuştu bile. 01:38. Gözlerimi devirip sadece dışarı koştum. Arkamdan bağırışını duyabiliyordum.
"Al işte orospu olacak başımıza dışarı çıktığı saate bak." Derin bir nefes alıp ağlamamı durdurmaya çalıştım. Olabildiğince hızlı koştum. Nereye gidiyordum bilmiyordum. Umurumda da değildi zaten. Tekrar nefes almak için durduğumda gözlerimden yanağıma ve oradan aşağı doğru süzülen sıcak ve tuzlu tanıdık sıvıyı fark etmem birkaç saniyemi aldı. Kalbimdeki nefes almamı engelleyen boşluk ise ömür boyu benimleydi zaten. Kalbim içindeki boşluğu yüzüme vururcasına atışını yavaşlatınca olduğum yere yığıldım. Motorcu çocuk yanıma koştu aniden. Nereden, nasıl buldu beni o saatte bilmiyorum ama koştu.
"Melek! Melek iyi misin? Meleğim nolur bir şey söyle!" Derken gözlerim ve bilincim kendini karanlığa teslim etti.
This chapter is protected by copyright.
Bölüm yorumları